ISLAMCHANNEL

29 Kasım 2008 Cumartesi

KURBAN BAYRAMI




Kurban Bayramı

Kurban Bayramı (Arapça: عيد الأضحى; 'Īd al-'Adhā, Farsça: عید قربان; Eid-e Gorbān), Müslümanlar tarafından Hicri Takvime göre Zilhicce ayının onuncu gününden itibaren dört gün boyunca kutlanan bir dini bayramdır. İslam dinindeki Ramazan Bayramı ile beraber en önemli iki bayramdan biridir. Bu bayram adını Müslümanların Allah rızası için büyük baş veya küçük baş hayvan kurban etmesinden alır.Kurban Bayramı nüfusunun çoğunluğu Müslüman olun birçok ülkede dinî bayram olmanın yanı sıra resmî bayram ve/veya tatil günü ilan edilir.
Tüm dünya Müslümanları tarafından kutlanan Kurban Bayramı'nda, İslam'da yer alan, İbrahim Peygamber'in oğlu İsmail Peygamber'i kurban etmek istemesi, fakat bu manevi adanışın kabulü sebebiyle ona gönderilen bir hayvanı Allah'a kurban etmiş olması anılır.
Aynı zamanda İslam âleminin her yıl Mekke'de hac farizasını ifa ettikleri vakittir. Bayramda da Bayram Namazı kılınır ve Bayram hutbesi okunur.
Kurban Bayramı'nın isimleri
Kurban Bayramı farklı dillerde ve farklı kültürlerde, kültürel etkilerle de, farklı isimlerle anılmaktadır. Arapça İyd-el Adha şeklinde okunan tüm dünyada yaygın olan bir isimdir. Türkçede Kurban Bayramı olarak anılırken, Hindistan ve Pakistan'da bayrama genelikle Bakra Eid denir ki bunun anlamı "Keçi Bayramı"dır; bu ülkelerde sıklıkla kurban edilen hayvan keçidir. Bakra Eid Güney Afrika'da da kullanılan bir isimdir. Bangladeş'te kullanılan yaygın isimlerse Id-ul-Azha ve Korbani Id'dir. Türkçe ismine benzer bir şekilde Bosna Hersek, Bulgaristan ve Arnavutluk'ta Kurban Bajram şeklinde anılır. Nijerya'da Babbar Sallah, Somali'de ve Kenya ile Etiyopya'nın Somalice konuşan bölgelerinde ise Ciidwayneey olarak anılır.
Kurban
İslam'da kurban
Kurban, Türkçeye Arapçadan geçmiş bir sözcüktür. Arapça ku-r-b kökünden türemiş olup, sözlükte "yaklaşmak" anlamına gelir. Istılahta yani bir İslam dini terimi olaraksa Allah’a yaklaşmak ve Allah rızasına ermek niyetiyle kesilen, kurban edilen, hayvan demektir. Kur'an'da geçen İbrahim peygamber ve oğlu İsmail ile ilgili kıssadan yola çıkarak, kurban kavramı, çok daha genel bir adanmışlığı, Allah için bireyin her şeyini feda edebilecek olmasını, Allah'a teslimiyeti ve ona karşı şükür içinde olmayı ifade etmektedir.
Farklı dinlerde Kurban
İslam'daki gibi belirli bir bayram zamanı ile ilişkilendirilen büyük bir kurban eylemi bugün varlığını sürdüren İbrahimi Dinlerde nadir görülse de diğer İbrahimi dinlerde de kurban kavramı mevcuttur. Arapça kurban sözcüğü ile ilişkili olan İbranice korban sözcüğü de sözlükte "yakınlaşmak" anlamına sahiptir ve dinî bağlamda, şeklî uygulama açısından İslam'dakine benzer bir tür kurban etmeyi öngörür. Bugün Musevilerin büyük bir kısmı hayvan kurban etmeyi kesmişlerdir bunun en büyük sebebi Tapınak'ın var olmayışıdır bununla birlikte hayvan kurban etmenin özellikle Tapınak mevcutken düzenli bir şekilde yapılan bir ibadet olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte bu hayvan kurbanı büyük oranda günahlardan arınmak için yapılırdı ve İslam'daki Kurban Bayramına benzer bir uygulama bağlamında ele alınmazdı.
Kurban Bayramı'nda kurban kesmenin şartları

Akıllı, hür, mukim (yerleşik olan, seyahatte olmayan) ve dinî ölçülere göre zengin sayılan mümin olunmalıdır.
Belli miktar parasına sahip olan kişinin belli miktarda borcu varsa, borcunu çıktıktan sonra kalan miktar 80 gram altına tekabül ediyorsa, kurban kesmek üzerine vaciptir. Kurban Kur'an'da emredilmiş bir ibadettir:

"Sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kes." (Kevser Suresi, 2)
Amacı
Kurban Bayramı'nda kurban kesmenin, İslam dini açısından birçok amacı vardır. Bunlardan en önemlisi, Allah'a yakınlaşmak, adanmışlık derecesini göstermek, ilâhî rızayı kazanmaktır. Bunun yanı sıra maddî durumlarının yetersiz olması sebebiyle kurban kesemeyenlere yardımda bulunmak da bir sebep olarak ifade edilmiştir ve genel olarak "Hakka ve halka yaklaşmak" amacı ile kesilir.
Tarihçesi
İnsanoğlu kendilerine yollanan peygamberlerin tebliğlerini unutarak inançlarını şekillendirmek için çeşitli putlar yaparak bunlara tapınmaya başlamışlardı. Üstelik bu putlar için çeşitli tapınaklar ve sunaklar inşa ederek onlara kurban adamışlardı. Bu esnada bu bozgun toplumlara Allah İbrahim (Abraham) (AS) gönderdi. İbrahim (AS) Harran’dan Arabistan çöllüne ve Mısır’a kadar olan toplumları tek Allah’a inanması için çalıştı. Nitekim İbrahim (AS) Allah’tan tek bir şey istiyordu; o da bir evlat sahibi olmak! Sonuçta Allah ona geç yaşında kölesi Hacer’den İsmail (AS)’yi evlat olarak verdi. Ancak Allah’a yaptığı dua gereği oğlu İsmail’i kurban etmesi gerekiyordu. Tam bunu yapmak üzereyken Allah’tan bir hayvan gönderildi İbrahim (AS)’e. O günden bugüne kadar İbrahimi dinlerde (Musevilik-Hıristiyanlık-Muslümanlık) kurban kesmek hak olmuştur ve Müslümanlıkta bu bayram olarak değerlendirilmiştir.

KURBAN BAYRAMINIZ MUBAREK OLSUN

31 Ağustos 2008 Pazar

Ramazan Ayı ve Oruç







Ramazan
Ramazan veya Ramazan ayı (
Arapça: رمضان), Hicri takvime göre yılın dokuzuncu ayı. İslamiyet'te Ramazan, oruç tutma ayıdır ve kutsal kabul edilir.
Kökenbilim
Arapça kökenli bir sözcük olan "Ramazan", "Ramaza" (çok sıcak olma) kökünden gelir. Bunun nedeni muhtemelen Ramazan orucu ibadeti ilk uygulanmaya başlandığında yaz aylarına tekabül ediyor olmasıdır. Bazı Arap ülkelerinde Ramazan yerine "Fitr" sözcüğü kullanılır. Fitr, Arapça kahvaltı demektir.
Zamanı
Ramazan ayının zamanı
Hicri Takvim'e göre düzenlenir. Hicri takvim, Halife Ömer'in zamanında düzenlenmiştir.
Hicri Takvim bir
ay takvimi olduğu için yıllar, miladi takvimden 11 - 12 gün kısadır. Bunun sonucu olarak Ramazan ayı her sene miladi takvimde öne kayar. Yaklaşık olarak her 32 senede bir, Ramazan ayı aynı tarihlere denk gelir.
2007 yılında, Türkiye'de Ramazan ayı,
13 Eylül ve 11 Ekim tarihleri arasında gerçekleşmiştir.
Hicrî takvimde Ramazan ayı
Ömer'in hilafeti zamanında Arap Yarımadası'nda; Persler, Romalılar ve başka medeniyetlerin kullandığı güneş ve ay takvimleri kullanılmaktaydı. Hicaz-Asir bölgesinde ise hem güneş hem de ay takvimi kullanılıyordu. Takvim oluşturma fikri ortaya çıkınca yapılan istişareler sırasında sahabeden Ali bin Ebu Talib, oluşacak takvimin peygamberin Medine'ye hicretini başlangıç tarihi olarak önermiştir. Bu görüş kabul edilmiştir fakat peygamberin hicretinin ay takviminin ilk ayı olan Muharrem'e değil de Rebiulevvel'e denk gelmesi sonucunda tarih geriye alınmıştır. Buna göre Hicrî takvimin başlangıcı miladî 23 Temmuz 622'ye denk gelir, yılın dokuzuncu ayı da böylece Ramazan olur. Ramazan ayından önceki hicrî ay Şaban, Ramazan'dan sonraki ay ise Şevval ayıdır.
Hicrî takvimin salt ay takvimi olması hasebiyle, bu takvimdeki ayların mevsimlerle ilişkisi yoktur; yani her ay
güneş takvimine göre her yıl pozisyonu değişir, ve böylece aylar mevsimler arasında gezinir - belirli bir mevsimin ayı olmazlar. Bu sebeple Ramazan ayı ve oruç dönemi her yıl değişir.
Ramazan orucu
Bakara Suresi'ne göre Kur'an'ın İslam peygamberi Muhammed'e gönderilmesi Ramazan ayında başlamıştır ve bu ay içinde "oruç" tutmak müslümanlara emredilmiştir. İlgili ayet şöyledir:
"O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayırt eden, hidayet ve deliller halinde bulunan Kur'an onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya erişirse oruç tutsun. Kim de hasta veya yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diliyor, zorluk dilemiyor. Bir de o sayıyı tamamlamanızı ve size gösterdiği doğru yol üzere kendisini yüceltmenizi istiyor. Umulur ki, şükredesiniz!" (Bakara suresi 185. ayet)
Bu ay boyunca gündoğumundan önceki alacakaranlık ile günbatımından sonraki alacakaranlık arasında yemek-içmek ve cinsel ilişkide bulunmak Müslümanlara yasak kılınmıştır. Mükellef olan Müslümanların Ramazan orucunu tutması
farzdır .
Oruç tutamayacak kimseler
İslam'a göre hasta ve yolcu olanlar, Ramazan ayında tutamadıkları oruçları daha sonradan
kaza edebilirler. Sürekli oruç tutamayacak kadar hasta olanlar ile hamileler ve çocuklar oruçtan muaflardır. Adet dönemindeki kadınlar bu günleri sonradan kaza edebilirler. Yaygın uygulama, bu kaza oruçlarının Ramazan'dan sonraki ay olan Şevval'de tutulması şeklindedir.
Ramazan Bayramı
Ayın bitiminde,
Türkçede Ramazan Bayramı ya da Şeker Bayramı olarak adlandırılan, bazı diğer Müslüman ülkelerde Fitr Bayramı olarak anılan bayram tüm Müslümanlarca kutlanır.
Nüfus çoğunluğu Müslüman olan ülkelerde Ramazan kutlamalarında çeşitli kültürel aktiviteler de yapılır ve bu ülkelerde belirli bir Ramazan kültürü oluşmuştur. Örneğin Türkiye'de geleneksel olarak Ramazan çadırları kurulur ve büyük camiler mahyalarla süslenir. Işıklarla etrafı süslemek birçok farklı ülkede Ramazan ayı kutlamaları içinde yer alan bir eylemdir.

10 Ağustos 2008 Pazar

AMENTU ve MANASI


İslam'da iman
İslam dinine göre kişinin kurtuluşa erebilmesi için îmân edilir. İslâm'da îmân, İslâm dîninin esaslarına inanmaktır. Farklı mezheplerin farklı görüşleri varsa da burada sâdece kısa ve genel bir çerçeve çizilmiştir. Îman mezheplerinin imânâ dair görüşleri için ilgili maddelere bakmak gerekir.
İslâm dîninde inanılması lâzım olan altı temel esasa Âmentü denir.
Âmentü ve mânâsı: Âmentü billahi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusulihî vel yevmilâhiri ve bil kaderi hayrihî ve şerrihî minellahi teâlâ vel-ba'sü ba'delmevti hakkun eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlühü ("Allaha, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kaderin, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna îmân ettim. Öldükten sonra dirilmek haktır. Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed aleyhisselâmın Allah'ın kulu ve resûlü olduğuna şehâdet ederim").
Âmentü'de bildirilen altı şeyin manalarını bilip, beğenip, kabul eden kimseye mü'min denir. İslam'da kişi âmentüye inanmadığı sürece mü'min yani inanan kabul edilmez.
Îmânın şartları
Allah'a Îmân
Tevhid, yânî Allah'ın varlığına ve birliğine inanmaktır. Şu noktaları içerir:
· Allah'ın yaratıcı, mülkün sâhibi, yaratılmışların bütün işlerini yürüten ve âlemlerde yegâne tasarruf sâhibi olduğuna inanmaktır.
· Allah'ın gerçekten ibâdet edilmeyi hak eden ilâh, onun dışında ibâdet edilen her şeyin ise batıl olduğuna inanmak.
· Kuran'da ve Muhammed'in sünnetinde bildirdiği üzere, Allah'ın isimlerinin (esma'ul husna) yüce sıfatları olduğuna inanmaktır.
Melekler'e Îmân
Meleklere inanmaktır. Buna göre: Melekler, Allah'ın yalnız ona ibâdet etsinler ve onun emirlerini yerine getirsinler diye yarattığı üstün kullarıdır. Allah onlara özel görevler vermiştir. Cebrail, Allah'ın katından peygamberlere vahiy (mesaj/kitap) indirmekle; Mikail, yağmur ve bitkilerle; İsrafil, sura üflemekle; ölüm meleği olan Azrail, hayatı sona erdirmekle görevlidir.
Kitaplara Îmân
Allah'ın peygamberlerine içinde doğru yolu, iyiliği ve kurtuluşu gösteren kitaplar indirdiğine inanmak. Buna göre:
· Mûsâ peygambere indirilen ve İsrailoğulları'nın kitabı olan [Tevrat]
· Îsâ peygambere indirilen İncil.
· Dâvûd peygambere verilen Zebur.
· İbrâhîm peygamberin sahifeleri (Suhuf).
· Allah'ın peygamberlerinin sonuncusu Muhammed peygambere indirdiği kitabı Kur-an.
Kur-an'ın korunacağını ve tahrif edilemeyeceği Allah tarafından belirtilmiştir. İslam'a göre Kur'an kıyamete kadar özgünlüğünü koruyacaktır.
Peygamberlere Îmân
Allah'ın peygamberler gönderdiğine inanmak. Buna göre:
Onların (emir getiren) ilki Nuh sonuncuları da Muhammed'dir. İçlerinde Meryem oğlu İsa ve Üzeyr de dahil olmak üzere peygamberlerin hepsi birer insandır. Rablık sıfatlarından hiçbirini taşımazlar. Onlar Allah'ın kendilerine peygamberlik vermekle lütufta bulunduğu kimselerdir, Allah'ın elçileridirler.
Allah, Muhammed'i bütün insanlığa göndermekle peygamberliği sona erdirmiştir. İslam'a göre ondan sonra peygamber yoktur.
Kur'an'da adı geçen peygamberler şunlardır:
· Âdem (آدَمُ)
· İdris (إدرٍِيس)
· Nuh (نُوح)
· Hûd (هُوداً)
· Sâlih (صَلِح)
· İbrâhim (إبرَاهِيم)
· Lût (لوط)
· İsmâil (إسمَاعِيل)
· İshak (إسحَاق)
· Yâkup (يَعقُب)
· Yusuf (يُوسُف)
· Eyyûb (أيُوب)
· Şuayb (شُعَيب)
· Mûsâ (مُوسى)
· Hârûn (هَارُون)
· Dâvûd (دَاوُد)
· Süleyman (سُلَيمان)
· İlyas (إليَاس)
· Elyesa (اَليَسعَ)
· Zulkifl (ذُاالكِفل)
· Yûnus (يُونُس)
· Zekeriyyâ (زَكَرِيَّا)
· Yahyâ (يَحيى)
· Îsâ (عِيسى بِن مَريم)
· Muhammed (مُحَمَّد بِن عَبدُ الله)
Bunların dışında Lokman (لُقمَان), Zulkarneyn (ذِي القَرنَين) ve Hızır'ın (هِدرٌ) da peygamber olabileceği konusunda görüşler vardır. Bunlardan Hızır'ın adı, Kur'ân-ı Kerîm'de peygamber olarak geçmez, Mûsâ'yla birlikte yaptıkları seyahat anlatılır (18:65).
Ahiret Gününe Îmân
Ahiret'e, yânî âhiret Gününe, inanmak. Buna göre:
Ahiret günü; Allah'ın insanları kabirlerinden diri olarak çıkarıp onları bir arada toplayacağı gündür. O gün onlar ya nimetleri bol cennet yurduna ya da elem verici azabın olduğu cehennem yurduna gireceklerdir.
Ahiret gününe îmân; öldükten sonra kabirde karşılaşılacak ceza ve ödül, sonraki diriliş, toplanma ve hesap verme, ardından da cennete ya da cehenneme girilmesi gibi ölümden sonra gerçekleşecek olan şeylere îmân etmektir.
Kader'e Îmân
Kader'e inanmak. Buna göre:
Allah'ın ezeli ilmi ve bilgeliğinin gereği olarak evrenin yönettiğine, her şeyin onun bilgisi dahilinde olduğuna ve huzurundaki “Levh-i Mahfuz” da yazıldığına inanmaktır. Allah evreni dilemiş ve yaratmıştır. Onun iradesi ve yaratışı olmadan olmuş hiçbir şey yoktur.
"http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0slam%27da_iman"'dan alındı
Undergoing MyBlogLog Verification http://www.mybloglog.com/buzz/join_comm.php?ref_id=2008112911444251